Psikoterapi Nedir, Ne Sağlar? PDF Yazdır E-posta

Psikoterapi Nedir, Ne Sağlar?

Psikoterapi bir ötekinin tanıklığında çıkılan içsel bir yolculuktur. Her biri kendine has özellikler taşıyan iki öznel varlığın buluşmasıyla var olduğuna göre terapi ilişkisi parmak izi gibi kendine özgüdür.

Yine de durum psikoterapinin bilimsel bir disiplin olduğu gerçeğini değiştirmez. Terapi uygulamaları, insanlık tarihi kadar eski olan yaklaşımlar zemininde, her biri alanında hatırı sayılır sıçrayışlar yaratmış olan insan bilimcilerin çalışmalarıyla uzun bir tarihsel süreçte, bilimsel araştırmalar ve klinik gözlemler zemininde geliştirilen kuramlara dayanır.

Psikoterapi neden gereklidir? Bu soruyu yanıtlamadan önce genellikle hangi koşullarda psikoterapiye başvurulduğundan ve asıl olarak bu koşulların kaynağından söz edelim. Bu aslında her insanın varoluşu gereği maruz kaldığı bir durumdur. Bazen pek inanılır görünmese de tüm davranışlarımızın ve tutumlarımızın birer anlamı vardır. Belirli bir kaynağı yok gibi görünse de her biri bir ihtiyaca karşılık gelir. Bazen bu gereksinim, geçmişte kalmış, acı veren bir yaşantıyı unutma yönündedir. Oysa insan deneyimindeki hiçbir yaşantı ve duyum gerçek anlamda unutulmaz. İnsan zihni rahatsızlık yaratan bilgileri ulaşılması daha güç olan belli bir haznede biriktirir. Bazen nedeni kişinin kendisi tarafından dahi anlaşılmayan tepkiler, tekrarlar ve huzursuzluklar, bu güç anların oluşturduğu izlerin görüngüleridir.

Ruhsal sorunların kaynağı genellikle, gelişim sürecinde çocukluk çağındaki bireyin çevresiyle ilişkisindeki sağlıksız etkileşimdir. Farklı devre ve durumlarda kendisine bakım veren kişiler tarafından destekleyici, kavrayıcı, kapsayıcı bir çevre sağlanmamış olan, türlü biçimlerde travmalara (başa çıkılması güç durumlara) maruz kalan ya da türlü yetersizlikler hisseden bireylerde tutarsız, süreksiz ve huzursuz kişilik yapıları görülür.

Çocukluğumuzda benimsemiş, içselleştirmiş olduğumuz dramayı yetişkin kişiliğimize taşırız. Burada dramanın sürekliliği önemlidir; çünkü her ne kadar mutsuz edici olsa da kişi eski rollerinden kolay kolay sıyrılamaz. Böyle olmasının iki önemli nedeni olabilir. Bunlardan biri alışıldık, tanıdık olanın her zaman tercih edilmesidir. Yani rahatsız edici de olsa aşina olunan durumlar daha iyi hissettirir. Yeni olan, bilinmeyen ürkütücüdür, başka türlü bir ilişki kurma biçimini içselleştimek çok zor gelir. Kişinin kendisini tekrar tekrar aynı rollere sokmasının, aynı dramayı tekrar tekrar sergilemesinin bir diğer nedeni de geçmişte yaşanan zorlukları en sonunda aşmak arzusu ve ihtiyacıdır. Hep bir kez daha denenir, bu kez daha kuvvetlenmiş biri olarak eskiden yaşanılan çaresizliklere, yenilgilere, yetersizlik duygularına karşı bir zafer kazanmak arzusu duyulur.

Yaşamda karşılaşılan zorluklar, dış dünyanın ürettiği ve genellikle hemen herkesin yüz yüze geldiği türden sorunlardır. İç dünyalar tarafından üretilen yorumlar ve algılamalar ise tamamen kişiye özgüdür. Dolayısıyla, aynı durumla karşılaşmış insanların tepkileri ve bunları işleme biçimi farklıdır. Nasıl bakarsanız öyle görürsünüz. Dolayısıyla, aynı zorluklarla karşılaşan farklı kişiler ayrı tepkiler verir, farklı biçimlerde etkilenir, farklı çözümler üretirler. Kişiliği parçalı, dağınık ve tutarsız bir yapıda olan biri, kendi içsel karmaşasının o denli etkisi altındadır ki dışarıda herhangi gözle görünür bir zorluk olmadığı halde kendisini bir fırtınanın ortasında yaşıyor gibi hissedebilir. Kimi zaman da bir kaos değil, tam bir yokluk hissi iç dünyaya hakimdir. Bu kez bir tür çalkantılı fırtınandan değil, iç sıkıntısı, boşluk ve tam bir durağanlığın hakim olduğu bir çöl ortamından söz edebiliriz. Bazen bir yaşam olayı iç dünyayı da allak bullak eder, bir uyum içinde süregitmekte olan ruhsal yapı dengesini kaybediverir.

İşte psikoterapi için başvuran kişiler genellikle buna benzer durumlardan çıkış aramaktadır. Elbette ki aşmak istediği bir sıkıntısı, ruhsal bir sorunu olan bir kişi mümkün olduğunca çabuk yaşadığı zorluktan kurtulmak ister. Zaten bir uzmana başvurma nedeni de kendi kendine aşamayacağını ya da aşmasının zaman alacağını düşündüğü zorluğu bir bilen yardımıyla daha kolay yenmektir. Ancak bilinmelidir ki her iç dünya kendi evreninde var olur ve kendine özgü bir işleyiş taşır. Bu nedenle genel çözümler, hazır reçeteler ve öğütler psikoterapi uygulamalarının ürünü olamaz. Ayrıca ruhsal değişmeler ağır ağır oluşur ve hatta öyle de olmalıdır. Terapi sürecine her koşulda biraz zaman tanımak önemlidir.

Bir psikoterapi süreci terapistin değil, terapiye gelen kişinin iyileşme süreci, kendini tanıma, anlama ve dönüştürme yolcuğudur. Daha doğrusu, bu serüven ancak kişinin kendisi tarafından üstlenilirse etkili neticelerini verir. Oysa bazen kişiler, terapi seansına bir film seyretmeye gelir gibi gelir ve terapistin sergileyeceği oyunu izlemeye başlayacaklarını sanırlar. Oysaki kendi temsili yaşamını canlandıracak olan kişinin ta kendisidir. Terapistin rolü, onunla birlikte orada bulunmak ve odada canlananları yorumlayarak kişinin iç dünyasını ve bunun dış dünyadaki yansımalarını odada görünür ve anlaşılır kılmaya çalışmaktır. Burada temel dayanak, terapide işbirliğinin kurulması yani terapist ile terapiye gelen kişinin sorunlarının anlamını anlamak ve böylece bunlara bir çözüm üretmek için birlikte çalışmalarıdır. Gene belirtilmelidir ki terapistin rolü kişiye nasıl davranması ve düşünmesi gerektiği konusunda yol göstermek değil, onun kendi varoluşuyla uyumlu bir biçimde ve önceki deneyimlerin, içsel yaşantıların ve duyumların etkisiyle kendi yaratımış olduğu bariyerin farkına varmasına ve onu bir nebze aşmasına yardımcı olmaktır. Bu çaba, terapiye gelen kişinin içgörü kazanmasına yöneliktir. Kişiliğin gelişimi ile birlikte bireyin adaptasyon kabiliyeti ve gerçeklik algısı gelişir. Kişi, arzuladığı herhangi bir şey ile onu elde ettiği zaman arasındaki farka daha fazla tahammül edebilir, kaygıyla ve hayal kırıklıkları ile daha kolay başa çıkabilir hale gelir.

Terapist bunu nasıl sağlar? Terapiye gelen kişi için sabit ve tutarlı bir figür olarak, ona kuralları belirli ve değişmez bir ortam sunarak kişinin geçmişte yaşadığı zorluklara ve takılmış olduğu dönemlere güvenli bir biçimde geri dönebileceği ve oradan başlayarak gelişimini yeniden tamamlayabileceği bir durumu var ederek. Terapist ve onunla bütün hale gelen terapi odası, terapiye gelen kişi için geçmişte kendisi için yaşamsal olan figürlerle yaşadığı zorlukları yansıttığı ve karşılığında yargılanmadan ve eleştirilmeden, herhangi bir değer sisteminin etkisinde kalmadan, kendine özgü varoluşu içinde yer alan, duygularını anlayacak ve onları kendisine yeniden ama bu kez başka biçimlerde de sunacak bir tür mercek gibidir. Bu kez kişinin kendini anlamlandırmasına ve dolayısıyla gelişimine yol açacak olan başka tür bir ilişki kurulmuştur. Bu ilişkide kendilerini yeniden görünür kılan dinamikler kişinin ötekilerle olan ilişkilerini anlamasına yardım eder. Bunu sağlayan terapistin yorumlarıdır.

Bu durumun oluşması için terapiye gelen kişiyle terapist arasında bir güven ilişkisinin oluşması ve bir uyumun varlığı önemlidir. Terapist de elbette kendi öznel kişiliğiyle capcanlı bir varlıktır; onun da kendi iç dünyası, geçmişi ve kendine has bir etkileşim biçimi vardır. O, seansta karşı tarafın tüm yönlerini olduğu gibi yansıtan bir ayna değildir. Terapist, görebildiği kadarını kendi iç dünyasının merceğiyle görür. Dolayısıyla seans odasındaki, terapiye gelen kişinin nötr bir varlıkla girdiği bir aynalanma yaşantısı değil, iki öznel varlığın etkileşimidir. Terapi çalışmasında sözü edilen bu güven ve uyum ortamı sağlandığında ve bir içsel yolculuk gerçekleşebildiğinde, kişinin benliği uyumlu, gelişmiş ve tamamlanmış bir hal alır, kişi potansiyelini var edebilecek duruma gelir. Yani sahip olduğu kaynakları, yaratıcılığını, yeteneklerini, mizah duygusunu geliştirebilir, öz değerini, özsaygısını yeniden kazanabilir. Dış dünya hep aynı olmasına rağmen onu algılayışı, onunla başa çıkışı ve ona verdiği tepkiler değiştiği için aslında içeriden değişen, gelişen ve kuvvetlenen kişi, dışarıya daha başka bir türlü etkide bulunarak onu da dönüştürür, değiştirir.

Gülenbaht Algaç
Klinik Psikolog
 

İstatistikler

Üye : 18
İçerik : 224
Sayfa Gösterimi : 679921