Anasayfa Ergenlik Anne - Çocuk Kitapları Ergenlik Çağı: SorunlarÇağı mı? Sorunların Kaynağı mı?
Ergenlik Çağı: SorunlarÇağı mı? Sorunların Kaynağı mı? PDF Yazdır E-posta

Ergenlik Çağı: Sorunlar Çağı mı? Sorunların Kaynağı  mı?

Ergenlik çağı sorunlarla örülü bir ağ mıdır? Evdeki çatışmaların alevlenmesinin tek nedeni ergenin içinde bulunduğu dönem midir, yoksa ebeveynlerin kendi yaşam döngüsündeki başkalaşımların da işin içinde olduğu paylaşılan bir durum mudur? Ergenlik, biyolojik faktörlerin etkisindeki kişinin yaşadığı geçici çalkantıları mı anlatır? Çocukluktan buluğa ve ergenliğe geçişteki değişen dünya algısının izdüşümleri nelerdir? Bunlar aile içinde nasıl yaşanır? Bu yazının amacı bu sorulara cevap aramak, okuyanı ergenlik üzerine düşünmeye davet etmektir.

 

Erinliğin ve ergenliğin öncülü olan çocukluk dönemi, oyunlu, cıvıltılı, masallı, krallı, kraliçeli, prensli, prensesli, kocaman devli, canavarlı, daha birçok 'kocamanlı' bir dönemdir. Çocuk bu dünya içinde kendisini yetersiz, yetişkinleri tümgüçlü olarak algılar. Yetişkinlerin dünyası, başarı, eğlence, keyif ve özgürlükten oluşan, her şeye kadim olunan diyarlardır. Ona yasak olan kapıların ardında, ona çizilen sınırların dışında; ona izin verilmeyen ya da gerçekleştirmeye muktedir olmadığı faaliyetlerin olduğu bir tür krallık vardır. Gelişimin en erken evrelerinden itibaren büyümek, yetişkinlerin yapabildiklerini yapabilir hale gelmek, büyük bir coşku ve umuttur. Büyürken, o diyarlara giden yola girilmiş, dev gövdesiyle endam içindeki ebeveyn gibi olunmaya başlanmıştır. Çocuğun gözünde yetişkin ve onun dünyası öylesine kocamandır ki hayran olunan her şey, çocuğun dilinde çok büyük, çok güçlü ve bunun gibi çokla başlayan başka sıfatlarla tanımlanır.

Çocuk için yaşam içeride, her şeye kadir olan ebeveynin dizinin dibinde akarken, ergenlik bir 'eşikte kalma' halidir. Genç insan, ne yeniden içeri girebilir ne de bu tanıdığı, bildiği yerden uzaklara gidebilir. Üstelik buradan bakıldığında her şey daha farklı görünür gözüne. Büyüdüğünde ve ondan beklenen bilgi ve beceriyi edindiğinde onun da yetişkinlerin ulaştığı doyumlara ulaşacağı vaat edilmiştir. Peki gerçek bir doyum var mıdır? Geride kalan çocukluk, bu farkındalıkların olmadığı bir umut halidir oysa.

Hem fizyolojik erinliğin darbesi hem de yeni toplumsal zorunlulukların ve sorumlulukların karşısındaki genç kişi, kendi öznelliğini kendi çekirdeğine göre yaratmak zorundadır. Okulda öğrenilen bilgi onun sorularına cevap oluşturmaz. Erişkinlerin yasalarına uymak da onda bir yabancılaşma yaratacaktır. Gencin başkaldırısı, ebeveynin değersizleştiğini düşünmesi ve de kendine dönmesi çocukluktaki imgelerin yitirilmiş olmasındandır. Genç kişi, bir yandan kaybettiği çocukluğun yasını tutarken bir yandan da değişen dünya ve beden imgesini yeniden tanımlamaya çalışır. Bu yalnızca gencin değil, ebeveynin de yasıdır, çünkü o da çocuğunun gözündeki tümgüçlü konumunu kaybetmiştir. Ebeveyn için büyüyen çocuğunun kendisinden uzaklaşması genellikle yaralayıcıdır. Ebeveyn, kendi hayallerini çocuğunda gerçekleştirmek ister ve onun uzaklaşma çabasını bir terk ediliş olarak yaşar. Onun çocuğuyla kurduğu ilişki en başından beri bir ek yaşam, ikinci bir şans beklentisi olmuştur. Çocuk, ebeveynin yaşamının balkonu, asma katı gibidir. Orada kendi yaşamının uzantıları, eklentileri vardır.

Ebeveyni için çocuk bir hayal tarlasıdır. Ebeveyn, kendisininkinde olmayan tohumları ona ekmek, kendisininkinde olmayan ürünleri onda yetiştirmek istemektedir. Çocuk bir genç olup kendi tasarıları biçimlenmeye başladığında aile içinde "kriz"ler oluşması bundandır, çünkü muhtemelen tasarılar arasında çelişkiler vardır. Genç insan, bir yandan ebeveynin tatmin olmayan beklentilerinden kurtularak kendi öznel dünyasını yaratmaya istek duyarken, diğer yandan kendisini derisiz kalmış bir beden gibi algılayarak ebeveynin koruyuculuğuna ihtiyaç duyar. Bir taraftan bireyleşme istenirken diğer taraftan çocukluk dönemindeki tatlı yakınlık aranır. Hem yetişkinlerin sahip olduğu ayrıcalık ve özgürlüğe kavuşmak hem de anne babanın yardım ve rehberliğinin sürmesi istenir. Bu tam bir ikirciklik halidir. Ergenin dakikası dakikasına uymaz, şiddetli bir kavga ve gürültünün ardından ebeveyninin yanına kuzu gibi sokulur, ondan sevgi ve ilgi almak ister. Ebeveyni ve onun temsil ettiği otoriteyi hor görebilirken kendisini güçsüz ve korumasız hissettiği zamanlarda ebeveynini yüceltebilir.

Ergenlik sorunları diye ele aldığımız gerilimlerin nüveleri bazen ailenin tam orta yerinde, eşlerin kendilerinin yaşadığı bağımsızlaşma, kendini gerçekleştirme, farklılaşma ile destek ve ilgi görme istekleri arasındaki çekişmelerde bulunur. Bütün bunlar, evdeki ergenin kimliğine, onun gelişim evresine atfedilir. Oysaki çocuğun karşılaştığı ve dışa vurduğu zorluklarda ebeveynin bilinçdışının izleri vardır. Ergenlik değişimleri, ailesel değişimler, kayıplar ve boşanmalarla aynı zamana düştüğünde ya da ebeveynin orta yaş krizine denk geldiğinde ise evde nedenleri çoğunlukla ergenlik çağının özelliklerine atfedilen depremler olur.

Ergenlik döneminin bir kimlik arayışı ve normatif kriz dönemi olduğu görüşü hakim görüştür. Böyle düşünen yazarlara göre ergenlik çağında kişinin Anna Freud tarafından "fırtına ve stres" olarak tanımlanan bir ruh hali içinde olduğu düşünülür. Bundan başka, ergenlerin dışarıya yansımayan, ebeveyni ve öğretmenleri tarafından fark edilmeyen sessiz bir çalkantı döneminde olduğu, kendi iç dünyası içinde yaşadığı, duygusal rahatsızlıklar ve sosyal kuşkular içinde olduğu ancak bunların sosyal ve akademik alanlarda işlev bozukluğu yaratmadığı için göz ardı edildiği de söylenir.

Ergenlik çağının biyolojik kökenleri olan bir çalkantı ve stres dönemi olarak adlandırıldığına da çokça rastlarız. Bu görüşün elbette büyük bir doğruluk payı vardır. Ancak apaçık olan bir diğer gerçek, ergenliğin bireyselleşme dönemi olduğu ve bunun yolunun çatışmadan geçtiğidir. Burada kastedilen hem içsel hem dışsal çatışmadır. Sevgi nesnelerinin yörüngesinden çıkabilmek, onların daha az önemli kılınmasıyla mümkün olabilir. Bireyselleşme, tıpkı uzay mekiğinin büyük bir patlamayla ortaya çıkan enerjiyle fırlayıverip dünyadan ayrılabilmesinde olduğu gibi, büyük bir gürültüyü gerektirir.

Ancak ergenlikte ortaya çıkan her türlü sıkıntıyı bu dönemin özelliklerine bağlamak ve ortaya çıkan her türlü psikolojik çalkalanmanın normal olduğunu kabul etmek, bu sorunların sonradan ortadan kalkacağını iddia etmek, yaşanan psikolojik sorunların göz ardı edilmesine ve kalıcı olmalarına yol açabilir. Bunların sağlıklı bir biçimde çözümlenmemesi bireyin yetişkinlik dönemine de yansıyacaktır. Elbette burada önemli olan içinde bulunulan çağa özgü özelliklerin patolojiden ayırt edilmesidir. Ergenlik dönemindeki psikopatolojik sorunları ele almak ayrı bir uzmanlığı gerektirir. Yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü çalışmada ailenin de işin içine katılması, ergen-ebeveyn ilişkisinin gözden geçirmesi önemlidir. Bu konuda da türlü yaklaşımlar, farklı görüş açıları mevcuttur. Bu da başka bir yazının konusudur…

Uzman Klinik Psikolog
Gülenbaht Algaç
 

İstatistikler

Üye : 18
İçerik : 224
Sayfa Gösterimi : 679923