Anasayfa Çocuk Gelişimi Çocuk Gelişimi Çocuk-Ölüm- Ayrılık
Çocuk-Ölüm- Ayrılık PDF Yazdır E-posta

Çocuk-Ölüm- Ayrılık

Çocuğun bir kayıp karşısında yas tutma kapasitesinin olup olmadığı ve hangi yaştan itibaren yas tutmasının mümkün olduğu yetişkinlerce en çok merak edilen sorulardan biridir. Ancak yetişkinler büyük kısmını çoktan unutmuş oldukları kendi çocuklukları içinde bu sorunun cevabını kolay kolay bulamazlar. Üstelik pek çok anne baba çocuklarını üzebilecekleri kaygısıyla ölüm hakkında konuşmaktan kaçınır.

Dolto (1985) çocukların küçük yaşlardan itibaren ölümü merak ettiklerini ve bunun onlara erken yaştan itibaren anlatılması gerektiğini öne sürer. Çocuklar özellikle hayvanların ölümüyle yakından ilgilidir. Çocuklar ölü bir kuş veya böcek gördüklerinde bu karşılaşma çocukta büyük merak uyandırır: Kuş neden hareket etmiyordur? Ne olmuştur? Acaba uyuyor mudur? Bazen de çocuklar kendi ölümlerini merak edebilirler. Bunu 'Insanlar ne zaman ölür? gibi daha genel bir soru sorarak anlamaya çalışabilirler.

Çocukların ölümle ilgili soruları karşısında yetişkinler çoğu zaman nasıl cevap vereceklerini bilemezler. Bu, çocukların çoğu zaman geç ve/veya yanlış bilgilendirilmelerine sebep olur. Çocuk birini kaybettiğinde yetişkinlerin aksine çoğunlukla orada bulunmaz. Ölüm haberini çocuğa vermek ise bir yetişkin için oldukça acı verici ve zor bir görevdir. Genellikle çocuğun yaşı ne kadar küçükse bilgilendirme o kadar gecikir. Çocuk bu haberi mutlaka güven duyduğu, ona yakın bir yetişkinden geç olmadan duymalıdır.

Çocuğa en sık yapılan açıklamalardan biri ölen kişinin cennete gittiğidir. Tersi söylenmediği takdirde küçük yaştaki çocuklar cenneti diğer uzak yerlerden farklı bir yer olarak düşünmez ve gidenin geri dönebileceğine inanırlar. Bu nedenle bu tip ifadelerden kaçınılmalı ve ölen kimsenin geri gelmeyeceği mutlaka vurgulanmalıdır. Bowlby (1985) ölümün geri dönülmezliğini vurgulamak adına ölen kişinin gömüldüğünün de belirtilmesi gerektiğini söylemektedir.

Ölümü anlatmakta yaygın olarak kullanılan diğer bir açıklama da ölen kişinin uyuduğudur. Ancak özellikle soyut düşüncenin gelişmediği küçük yaş çocukları bu açıklama sonucunda uykuyu tehlikeli bir aktivite olarak algılayarak çeşitli korkular geliştirebilirler. Örneğin çocuğun kendisi uykuya dalmaktan korkabilir.
Çocuğa yapılan açıklamanın doğası çocuğun yaşı, gelişim seviyesi ve kişisel özellikleri dikkate alınarak belirlenmelidir.

Araştırmalar üç yaş civarında çocukların 'ölüm'ü kavrayabildiklerini göstermektedir. Diğer yandan çocukların hangi yaştan itibaren ölümü 'geri dönüşü olmayan' bir olgu olarak algılamaya başladıklarına ilişkin henüz bir fikir birliğine varılamamıştır. Pek çok araştırmacı bu farkındalığın ancak altı yaş ve sonrasında geliştiğini vurgularken, üç dört yaşındaki çocukların dahi bunu kavrayabildiğini gösteren çalışmalar da mevcuttur.

Sonuçta, yaştan ziyade çocuğun kişisel özelliklerinin çocuğun kaybı nasıl yaşantıladığı üzerinde belirleyici olduğu söylenebilir. Buna göre bazen iki yaşındaki bir çocuk ölümün doğasını kavrarken beş yaşındaki bir çocuk bunu yapamayabilir.

Yapılan açıklamanın yanı sıra anne babanın kaybı nasıl yaşadığı da çocuğun yas tutma süreci üzerinde belirleyici bir öneme sahiptir. Kimi zaman anne babanın kendisi de yasta olduğundan çocuk için ulaşılabilir olmanın kendisi imkansız hale gelmiştir. Bu noktada roller değişerek çocuk anne babanın destekçisi konumuna gelebilir. Örneğin, eşini kaybeden ebeveyn geceleri çocuğu ile uyumaya başlayabilir. Bazen de anne baba çocuğu üzmemek adına kendi duygularını gizlemeye çalışabilir.

Örneğin eşini kaybeden bir anne ağlamak için gece olup çocuklarının yatmasını bekleyebilir. Çocuklar ise anne babalarından gelen sinyalleri okumakta ustadırlar. Aile içinde kaybın ne derece konuşulabilir olduğunu, duygu ifadesinin serbest olup olmadığını hemen anlarlar. Yetişkinlerin çocuğu üzmeye ilişkin bu kaygısının ardında ise çoğu zaman çocuklarının duygularının yoğunluğunu taşıyamamaya ilişkin kendi korkuları yatmaktadır.

Peki çocuklar gerçekten yas tutabilir mi veya yaşadıkları kayıpla nasıl baş ederler? Bowlby (1985) çocukların küçük yaşlardan itibaren yas tutmasının mümkün olduğunu ancak sağlıklı bir yas tutma sürecinin ancak belli şartların bir araya gelmesiyle mümkün olabileceğini vurgular. Bunlar kişi ölmeden önce onunla güvenli bir ilişki kurulabilmiş olmak, çocuğa zamanında ve yaşına uygun doğru bir açıklama yapılması, çocuğun sorularının mümkün olduğunca dürüstçe cevaplanması ve bu süreçte çocuğu destekleyebilecek bir yetişkinin varlığıdır.
Çocuklar için ölümün getirdiği duygusal yükle baş etmek kolay olmayabilir. Çocukların verdiği en sık tepkilerden bir kaybı inkar etmektir.

Çocuk zihinsel olarak ölen kişinin geri gelmeyeceğini kavrasa da içinde ölen kişinin geri döneceğine ilişkin bir umut taşımaya devam edebilir. Bu inkar bazı durumlarda çocuğun ölen kişiyle özdeşleşmesine yol açabilir. Örneğin babasını kaybeden bir çocuk babasıyla özdeşleşerek yaşadığı kaybı inkar edebilir. Özdeşim çocuğa 'babam ölmedi çünkü ben Oyum' deme imkanı sağlamaktadır. Çocukların ölümün ardından yoğun suçluluk duyguları duydukları da gözlemlenmiştir. Lifton (1967)'ın yaptığı bir çalışmada Hiroşima atom bombası felaketinden sağ kurtulan bir çocuk 'biz kötü bir şey yapmadık ama yine de anne babamız öldü' demiştir. Çocuk ölümün getirdiği yoğun kederi öfkesiyle de kapatmaya çalışabilir ve bu süreçte yıkıcı davranışlar sergileyebilir. Çocuğun yaşadığı yoğun acı karşısında bütünlüğünü korumak adına geliştirdiği bu tutumlar uygun bir biçimde ele alınmadığı takdirde çocuğun gelişiminde ciddi aksamalara yol açabilir veya ileriki yıllarda bir psikopatolojiye zemin hazırlayabilir.

Her ne kadar 'ölüm' ilk akla gelen örnek olsa da aslında kayıp ölümle sınırlı değildir. Yalnızca sevilen birinin ölümü değil boşanma ve taşınma gibi süreçlerde bir çeşit kayıptır. Üstelik yetişkinlerin aksine çoğu zaman çocuğun bu durumlar üzerinde ne kontrolü vardır ne de yeni bir duruma adapte olma becerileri yeterince gelişmiştir. Dolayısıyla çocuğa güven veren, O'nu destekleyen bir yetişkinin varlığı çok önemlidir.
Çocuk kayıpla ilgili ona yapılan açıklamaları kendi öznelliğinde yoğurarak durumu anlamlandırmaya çalışır. Yas sürecinde anne baba çocuğun tekrarlayan sorularını sabırla cevaplamalı ve çocuk için duygusal olarak ulaşılabilir olmalıdır. Bu sayede çocuk yaşadığı kayıp üzerinde zihinsel ve duygusal olarak çalışabilir.

Uzman Klinik Psikolog
Mine Duman
 

İstatistikler

Üye : 18
İçerik : 224
Sayfa Gösterimi : 679920