Anasayfa Çocuk Gelişimi Çocuk Gelişimi 0-3 Yaş Döneminde Televizyon
0-3 Yaş Döneminde Televizyon PDF Yazdır E-posta

0-3 yaş

"Bu dönemde çocuğum televizyon izlemeli mi?"
"Televizyon bu dönemde çocuğumun gelişimini nasıl etkiler?"
"Hangi programları seyretmeli?"

Hiç şüphesiz televizyon, çağımızın çocukları için en ilgi çekici iletişim araçlarından, adeta bir sihirli kutu. Farklı yaşlarda da olsa pek çok çocuğun zamanının büyük bir kısmı televizyon seyretmek ile geçiyor. Hatta, televizyon seyretmek için ayrılan ortalama süre uyku ve okula gitmek dışında herhangi bir aktiviteye ayrılan süreden daha fazla. Çalışma hayatı, ev işleri, hastalık ya da diğer nedenlerden dolayı çocuklarına zaman ayıramayan aileler ise zaman zaman televizyonu "bebek bakıcısı" olarak kullanıyorlar, çünkü renkli dünyasıyla televizyon iyi uyaran verdiği yanılgısı yaratan bir araç.

0-3 yaş aralığı çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal ve motor gelişiminin temellerinin atıldığı kritik bir dönem olduğundan bu dönemde televizyonun çocuğun hayatındaki yerini ve etkilerini ele almak son derece önemli. Anne-babalar tarafından sıkça yöneltilen sorular da çoğunlukla bebeklik ve erken çocukluk döneminde televizyonun çocuğun hayatına ne şekilde ve ne derece dahil edilmesiyle ilgili.

İlk bebeklik döneminde, bebeğin annesi ya da ilgi gösteren bakıcısı tarafından doyurulmak, kucaklanmak, korunmak, oyalanmak; yetişkin desteği ile çevresini keşfetmek, tepki vermek ve almak, yeni denemeler yapmak gibi ihtiyaçları vardır. Bebeklik döneminde duygusal, sosyal ve zihinsel ihtiyaçların sağlıklı bir şekilde karşılanması ise ona ancak beş duyusunu da kullanabildiği (görme, koklama, dokunma, işitme duyularını kullanabileceği bir ortam hazırlanarak), karşılıklı etkileşime dayanan (bakışına, sesine, gülüşüne ve hareketlerine karşılık vererek), sıcak, koruyucu ve süreklilik gösteren "ortak dikkat" alanları sağlayarak gerçekleşir. Unutmamak gerekir ki, bebek doğum öncesinden itibaren "anlayan" bir varlıktır.

Televizyon yaşça daha büyük çocuklar ve yetişkinler için olduğu gibi, bebekler için de sihirli bir kutudur ve bu sihirli kutudan gelen uyaranları bebekler çok erken dönemden itibaren takip edebilirler. Çoğu anne-baba, bu dönemde çocuklarının açık bir televizyon karşısında hızla değişen görüntüler, renkler ve farklı seslerle büyülenip uzun süre televizyona odaklandıklarını gözlemlemişlerdir. Fakat, çocuğunuzun televizyondan gelen uyaranları ilgi ve dikkatle izlemesi, bunun yararlı bir aktivite olduğunu göstermez. Yapılan araştırmalar da anne-çocuk ilişkisinin ve ev ortamındaki uyaranlar gibi çevresel özelliklerin çocuğun zihinsel gelişiminde televizyondan çok daha etkili bir rol oynadıklarını ortaya koymuştur. Ayrıca, televizyonun 2 yaş altındaki çocukların zihinsel gelişimlerine hiçbir olumlu etkisi olmadığı da saptanmıştır. Dolayısıyla, 2 yaşın altındaki çocuklara, duygusal ve zihinsel ihtiyaçlarını hiçbir şekilde desteklemeyen televizyonu önermiyoruz.

İlk bebeklikten sonraki dönemlerde de çocuğun yine karşılıklı ilişki içinde görme, koklama, dokunma, işitme duyularını kullanarak deneyip yanılma yoluyla deneyimlerini zenginleştirme ve kendi becerilerini keşfetme gibi ihtiyaçları vardır. Bu dönemde anne ya da sevgi gösteren bakıcı bu ihtiyaçları karşılamak üzere çocuğa bol bol birlikte geçirilecek oyun zamanı ayırmalı; bu oyun zamanları müzik, kitaplar, farklı oyuncaklar ve materyaller ile zenginleştirilmeli ve zaman zaman çocuk küçücük, sağlıklı "ihmaller" sırasında kendi keşiflerini yapmak üzere desteklenmelidir. Bu dönemde de, ne kadar özenle seçilmiş olursa olsun herhangi bir televizyon programı çocuğunuzun tepkisine karşı tepki vermeyen, tek yönlü bir iletişim aracı olması nedeniyle onun deneme yapma, takip etme, desteklenme gibi ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bunun yanı sıra, sürekli tek yönlü uyaran bombardımanı ile bir süre sonra en temel ihtiyacı olan iletişimi kısırlaştırır, hatta zedeleyebilir. Burada, en önemli nokta ise, çocuğun ileriki yaşlarda televizyonun yol açtığı duygusal, sosyal ve motor eksikleri telafi edecek, okul ya da arkadaş çevresi gibi alternatif bir ortamı olmamasıdır. Televizyonun uzun süreli etkilerinin 6 aylık-3 yaş arası çocuklar üzerinde çalışan bir araştırma televizyonun bu dönemde, çocukların dil ve motor gelişim üzerinde hiçbir olumlu etkisi olmadığını ortaya koymuştur.

2 yaş öncesinde televizyon önerilmezken; 2 yaşını geçmiş ve dil gelişimi sağlıklı bir şekilde ilerleyen çocuklara televizyon süre kısıtlaması yapılarak anne ile etkileşim halinde öneririz. Anne-baba ya da bakıcı daha önce de değindiğimiz gibi televizyonu kesinlikle bir "bebek bakıcısı" olarak kullanmamalıdır. Elbette çocuklar için hazırlanmış uygun programlar seçilmesi son derece önemlidir. Televizyon izlerken anne mutlaka eşlik etmeli, izlenen program üzerine atıfta bulunmalı ("Kırmızı başlıklı kız masalını hatırlıyor musun, oradaki kurt gibi…) ve çocuğa sorular sorarak ("Çocuğun kardeşi nereye gitti?") onu pasif izleyici konumundan aktif bir konuma çekmelidir.

Her anne-baba, erken yaşlarda televizyonu keşfetmenin (açıp kapamak, kanal değiştirmek) ne kadar kolay ve eğlenceli olduğunu, fakat bunun ileriki yaşlarda giderek çoğalan bir televizyon izleme alışkanlığına dönüştüğünü ve televizyonu kapamanın bir mücadele haline geldiğini deneyimlemiştir. Bu nedenle, örneğin yemek zamanı gibi çocuğunuzu "oyalamak" üzere televizyon açtığınız zamanlarda bunun çocuğunuzun gelişimini desteklemediği gibi, bir alışkanlığa dönüşebileceğini de hatırlamanızda yarar var. Yemek yeme sorunları yaşayan çocukların pek çoğu erken yaşlarda televizyon eşliğinde yemek yeme alışkanlığı edinen çocuklardır. Bu nedenle, yemek zamanlarında televizyon izleyerek çocuğun yemek yeme sürecinin dışında bırakmak yerine, annenin yaptığı yemeği anlatarak, zaman zaman eline sebze, meyve, kaşık ya da bir mutfak eşyası vererek, gerektiği zaman arada kısacık bir mola vererek çocuğu bu deneyim içine dahil etmek son derece önemlidir.

Erken çocukluk döneminde televizyonun yerini ele alırken, zaten her fırsatta konuşulan ve dikkat çekilen, birçok çizgi filmde sıklıkla rastladığımız ama zaman zaman anne-babaların da farkında olmadan gözden kaçırdıkları "sempatikleştirilmiş" şiddete de dikkat çekmek istiyorum. Gerçek ve fanteziyi ayıracak yaşta olmayan, izlediğini derhal taklit ederek uygulayacak yaştaki çocukların "sempatikleştirilmiş" karakterler tarafından sergilenen şiddete maruz kalması saldırganlığı doğurabilir. Öte yandan, çocuğun pasif olduğu bir konumda şiddete maruz kalması oldukça tehditkardır. Saldırganlık ancak oyun içinde aktif bir şekilde ifade edildiğinde kabul edilebilir.

Bunun yanında, cinsel kimliğin keşfedildiği ve cinsellik ile ilgili merakın başladığı 2-3 yaşlarında televizyonun (özellikle de reklamların) dayattığı cinsiyet ile ilgili klişeler (erkeklerin güçlü, çalışan, para kazanan; kadınların ise kırılgan, erkeklere ihtiyaç duyan, daha pasif rollerde resmedilmesi gibi…) aile olgusunu oluştururken son derece sanal ve kısıtlayıcı örnekler oluşturabilir. Dolayısıyla, çocuğunuzun kadın-erkek rollerini algıladığı dönemde anne-babaların televizyon programlarını bu açıdan da değerlendirmeleri gerekir.

Sürekli devinim halinde olan, renkli ve çok sesli bir dünya vadeden televizyon erken dönem çocukların dikkat eşiklerini değiştirirken, kitap ya da oyuncak gibi okuma-yazmanın temel taşları olan daha hareketsiz uyaranlara dikkat vermelerini de güçleştirir. Günümüzde pek çok çocuk için, kitap okuma alışkanlığını geri plana atmış olan televizyonun erken çocukluk döneminde aileler tarafından sınır konması bu anlamda son derece önemlidir.

Uzman Pedagog
Feriha Dildar
 

İstatistikler

Üye : 18
İçerik : 224
Sayfa Gösterimi : 679926